Yapay zeka, son yıllarda neredeyse her yerde karşımıza çıkan ancak ne anlama geldiği konusunda hâlâ ciddi bir kafa karışıklığı bulunan kavramlardan biri. Ürün reklamlarında, filmlerde, haberlerde ve teknoloji dünyasında sürekli duyuyoruz. Fakat kullanıldığı yere göre farklı şeyler ifade edebiliyor. Bu nedenle serinin geri kalanına geçmeden önce yapay zekanın aslında ne olduğunu netleştirmek gerekiyor.
En basit haliyle yapay zeka, normalde insan zekası gerektiren görevleri bilgisayarların gerçekleştirebilmesini sağlama çabasıdır. Bir fotoğraftaki yüzü tanımak, konuşulan bir cümleyi anlamlandırmak, bir dili başka bir dile çevirmek veya satrançta bir sonraki hamleyi belirlemek buna örnek olarak verilebilir.
Buradaki amaç bilgisayarın içine mekanik bir insan beyni yerleştirmek değildir. Asıl amaç, makinelerin insan zekasına benzer şekilde görünen ve işe yarayan davranışlar sergilemesini sağlamaktır.
Yapay zeka fikri aslında düşündüğümüzden çok daha eski. Alanın adı resmi olarak 1956 yılında, bir grup araştırmacının makinelerin akıl yürütebilip geliştiremeyeceğini araştırmak üzere bir araya geldiği yaz çalıştayında ortaya çıktı.
Sonraki yıllarda yapay zekanın gelişimi düz bir çizgide ilerlemedi. Teknolojinin büyük umutlar yarattığı dönemlerin ardından beklentilerin karşılanamadığı uzun sessizlik dönemleri geldi. Bir süre yapay zekanın geleceği çok parlak görünürken, başka bir dönemde elde edilen sonuçlar araştırmacıların beklentilerinin oldukça gerisinde kalabiliyordu.
Son yıllarda yaşanan büyük değişimin arkasında ise birkaç önemli gelişmenin aynı anda gerçekleşmesi bulunuyor. Çok daha fazla veriye ulaşabilmemiz, bilgisayarların geçmişe göre inanılmaz derecede güçlenmesi ve makinelerin bu verilerden öğrenmesini sağlayan yöntemlerin gelişmesi, yapay zekanın bugün geldiği noktayı mümkün hale getirdi.
Ancak yapay zekayı anlamak için ne olduğunu bilmek kadar ne olmadığını bilmek de önemli.
Yapay zeka bilinç sahibi bir zihin değildir. Dünyayı bizim algıladığımız şekilde anlamaz. Bir yapay zeka sistemi şiir yazdığında gerçekten bir şeyler hissetmez. Büyük miktarda verideki örüntüleri analiz eder ve öğrendiği örüntülere dayanarak sıradaki en uygun çıktıyı üretir.
İlginç olan da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Bir sistem son derece etkileyici sonuçlar üretebilirken aynı anda herhangi bir farkındalığa sahip olmayabilir. İnsan gibi görünen bir davranış ile insan bilinci aynı şey değildir.
Yapay zekayı doğru anlamanın temelinde bu ayrımı yapabilmek yatıyor. Bugün karşımıza çıkan sistemlerin neleri yapabildiğini konuşurken, bunların nasıl çalıştığını ve hangi sınırlar içerisinde hareket ettiğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Artık temel noktayı belirlediğimize göre sıradaki soru daha önemli hale geliyor. Yapay zeka ile makine öğrenmesi aynı şey mi? Derin öğrenme bunun neresinde? Üretken yapay zeka bütün bu kavramların neresine oturuyor?