Kendi tarzını bulmak, içerik üretmeye başlayan insanların çoğunun üzerinde çok fazla düşünmediği ama aslında bir kanalın geleceğini belirleyen konulardan biri. İlk videolarında farkında olmadan izlediğin insanlara benzemeye başlaman oldukça normal. Onların kullandığı tonlama, espri anlayışı, kurgu ritmi ve hatta bazı cümle kalıpları zaman içerisinde kendi içeriklerine yansıyabiliyor.
Bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Hatta içerik üretmeye yeni başladığında bunun kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Asıl problem, taklit ettiğini fark etmeden orada kalmak. Çünkü izleyici bir noktadan sonra karşısında gerçekten seni mi izlediğini yoksa başka birinin daha farklı bir versiyonunu mu izlediğini anlamaya başlıyor.
Düzenli içerik üretebilirsin, sürekli yeni fikirler bulabilirsin ve videolarının teknik kalitesi oldukça iyi olabilir. Ama kendine ait bir tarz oluşmadığında izleyicinin seninle kalıcı bir bağ kurması zorlaşıyor.
Ben kendi tarzını bulma sürecini, dışarıdan yeni bir kişilik yaratmak olarak görmüyorum. Tam tersine, zaten sende olan şeyleri fark edip onları kameranın karşısında daha görünür hale getirmek olarak görüyorum.
Taklit dönemi bir hastalık değil, öğrenme aşaması
İçerik üretmeye başladığında izlediğin insanlara benzemek neredeyse kaçınılmaz. Çünkü neyi nasıl yapacağını öğrenirken elinde zaten gördüğün örnekler var. Beğendiğin bir içerik üreticisinin konuşma şeklini, kullandığı esprileri veya videolarındaki ritmi farkında olmadan kendi içeriklerine taşıyabiliyorsun.
Bence bunda utanılacak hiçbir şey yok.
Bir şeyi öğrenmenin en doğal yollarından biri onu taklit etmek. Çocukken konuşmayı öğrenirken bile çevremizdeki insanların kelimelerini ve davranışlarını taklit ediyoruz. İçerik üreticiliğinde de benzer bir süreç var. Beğendiğin insanların neyi iyi yaptığını gözlemliyor ve bunu kendi içeriklerinde deniyorsun.
Buradaki önemli nokta, bu aşamada takılıp kalmamak.
Başlangıçta birilerine benzemek normal. Fakat aylar geçmesine rağmen hâlâ aynı kişinin konuşma şeklini, mizahını veya içerik yapısını neredeyse olduğu gibi kullanıyorsan artık kendi sesini aramaya başlamanın zamanı gelmiş olabilir.
Taklit başlangıç noktası olabilir ama varış noktası olmamalı.
Taklit ettiğini nasıl anlarsın?
Bazen birini taklit ettiğimizi fark etmek o kadar kolay değil. Çünkü zaman içerisinde bazı davranışları kendi tarzımız zannetmeye başlayabiliyoruz.
Bunun en basit testlerinden biri kendi videonu izlerken kendine şu soruyu sormak: “Bunu gerçekten ben mi söylüyorum?”
Eğer bir cümleyi kurarken bunun sana mı ait olduğunu yoksa sürekli izlediğin birinin ağzından çıkabilecek bir cümle olduğunu düşünüyorsan, burada üzerinde durabileceğin bir nokta var.
Daha da önemlisi, kendi hayatından bir olay anlatırken bile başka insanların kelimelerini kullanmaya başlamak. Normalde arkadaşlarınla konuşurken bambaşka kelimeler kullandığın halde kameranın karşısına geçtiğinde bir anda farklı bir konuşma biçimine geçiyorsan, kameranın önünde kendini fazla kontrol ediyor olabilirsin.
Bazen bunu tonlamada da görebilirsin. Günlük hayatta oldukça sakin konuşurken videoda başka birinin enerjisini kullanmaya çalışmak, normalde yapmadığın el hareketlerini yapmak veya sırf içerik üreticisi gibi görünmek için belirli bir konuşma biçimine geçmek bunun işaretleri olabilir.
Kendi tarzını bulmak için önce gerçekten nasıl konuştuğunu, nasıl düşündüğünü ve insanlarla nasıl iletişim kurduğunu fark etmek gerekiyor.
Tek bir kişiyi kopyalamak yerine birçok kişiden beslen
Bence içerik üretirken yapılabilecek en büyük hatalardan biri tek bir kişiyi örnek alıp tamamen ona benzemeye çalışmak.
Çünkü bir süre sonra ortaya senin içeriklerin değil, o kişinin daha düşük bütçeli bir versiyonu çıkabiliyor.
Bunun yerine farklı insanları izlemek çok daha faydalı. Birinin hikaye anlatma şeklini beğenebilirsin, başka birinin enerjisini, başka birinin mizah anlayışını veya başka birinin video yapısını.
Bunların hiçbirini birebir almak zorunda değilsin.
Birinden yapıyı, diğerinden enerjiyi, başka birinden espri anlayışını öğrenip bütün bunları kendi deneyimlerin ve kendi cümlelerin üzerinden anlatmaya başladığında ortaya farklı bir şey çıkıyor.
Çünkü artık tek bir kişiyi taklit etmiyorsun. Farklı kaynaklardan öğrendiğin şeyleri kendi süzgecinden geçiriyorsun.
Bir süre sonra bu parçaların hangisinin nereden geldiğini bile unutabiliyorsun. Geriye sadece senin kullandığın biçim kalıyor.
Bence özgünlük biraz da burada ortaya çıkıyor. Hiç kimseden etkilenmemek mümkün değil. Zaten buna gerek de yok. Önemli olan aldığın şeyleri olduğu gibi taşımak yerine kendi deneyimin ve kişiliğin içerisinden geçirerek yeniden şekillendirmek.
Kendi tarzın, doğal halinin biraz daha yüksek sesli hali
Kendi tarzını bulmak denildiğinde sanki sıfırdan yeni bir karakter yaratmak gerekiyormuş gibi düşünülebiliyor. Kameranın karşısına geçtiğinde farklı konuşman, daha enerjik olman veya normalde yapmadığın şeyleri yapman gerektiğini hissedebiliyorsun.
Bence tam tersi daha doğru.
Kendi tarzın büyük ölçüde zaten günlük hayatında var.
Arkadaşlarınla konuşurken kullandığın kelimeler, yaptığın espriler, bir konuya sinirlendiğinde verdiğin tepki, bir şeyden heyecanlandığında kullandığın ifadeler ve olayları anlatma şeklin zaten senin tarzının parçaları.
Kameranın karşısında yapman gereken bunları tamamen değiştirmek değil. Biraz daha görünür hale getirmek.
Günlük hayatta çok sakin bir şekilde anlattığın bir şeyi kamerada biraz daha enerjik anlatabilirsin. Normalde yaptığın bir espriyi videoda da yapabilirsin. Bir konu hakkında gerçekten heyecanlanıyorsan bunu saklamak zorunda değilsin.
Yani kameranın karşısında başka biri olmaya çalışmak yerine, günlük hayattaki halinin biraz daha net bir versiyonunu ortaya koymak daha doğal sonuç veriyor.
Zaten izleyicinin zaman içerisinde bağ kurduğu şey de kusursuz bir karakter değil. Karşısındaki insanın gerçekten nasıl biri olduğunu hissedebilmek.
Rahatsız olduğun anlar aslında tarzının ipucunu verebilir
Kendi tarzını bulma sürecinde ilginç bir durum var. Bazen seni rahatsız eden şeyler aslında seni diğer insanlardan ayıran özelliklerin olabilir.
Bir şeyi anlatırken “Bunu böyle söylersem fazla samimi mi olur?” diye düşünüyorsun. Bir espri yapıyorsun ve son anda videodan çıkarmayı düşünüyorsun. Bir konuda normalden daha sert bir fikir söylüyorsun ama sonradan fazla iddialı olduğunu düşünüp yumuşatıyorsun.
Bu anlara biraz dikkat etmek gerekiyor.
Çünkü bazen tam da burada senin farklılığın ortaya çıkıyor.
Tabii ki aklına gelen her şeyi filtresiz şekilde söylemen gerektiğini düşünmüyorum. Her düşüncenin içerikte yer alması gerekmiyor. Ancak sırf başkaları ne düşünür diye sürekli kendini törpülersen, bir süre sonra geriye herkesin söyleyebileceği kadar güvenli ve genel bir anlatım kalıyor.
İçerik üretirken biraz risk almak, kendi sınırlarını görmek ve hangi noktada kendini rahat hissettiğini anlamak bu yüzden önemli.
Bazen “Bunu gerçekten ben söylemek istiyor muyum?” sorusu, “İnsanlar bunu beğenir mi?” sorusundan çok daha değerli.
Kendi tarzını tek bir videoda bulamazsın
Kendi tarzını bulmak bir gün oturup karar vereceğin bir şey değil. Bir video çekip “Tamam, artık kendi tarzımı buldum” diyebileceğin bir nokta da yok.
Tarz zaman içerisinde oluşuyor.
İlk videolarında bazı şeyler deniyorsun. Sonra başka bir video çekiyorsun ve farklı bir anlatım biçimi kullanıyorsun. Bazı şeylerin sana yakışmadığını fark ediyorsun, bazılarını ise tekrar tekrar kullandığını görüyorsun.
On videoda söylediğin belirli bir cümle yapısı, otuzuncu videoda senin doğal anlatım biçimin haline gelebiliyor. Başta deneme olarak kullandığın bir espri anlayışı zamanla videolarının karakteristik özelliklerinden biri olabiliyor.
Bu yüzden ilk videolarında kendini tam olarak bulamamış olman oldukça normal.
Hatta bence biraz da gerekli.
Çünkü denemeden neyin sana ait olduğunu anlayamazsın. Farklı şeyler deneyerek neyi sevdiğini, neyi sevmediğini ve izleyiciyle hangi noktada daha doğal bir iletişim kurabildiğini keşfediyorsun.
Burada önemli olan sürekli kendini değiştirmek değil. Denediklerinden sonra sana ait olan şeyleri yavaş yavaş korumaya başlamak.
Kendi tarzını bulmak, kendini bulmaya biraz benziyor
İçerik üreticisi olarak kendi tarzını oluşturmak aslında dışarıdan bir şey almakla ilgili değil. Zaten sende olan özellikleri fark etmekle ilgili.
Başlangıçta izlediğin insanlardan etkilenmen normal. Hatta bundan faydalanabilirsin. Farklı insanları izle, nasıl içerik ürettiklerini incele, neyi iyi yaptıklarını anlamaya çalış. Ama bunları doğrudan kopyalamak yerine kendi süzgecinden geçir.
Bir kişinin tarzını almak yerine birçok kişiden beslen. Günlük hayatta nasıl konuştuğuna dikkat et. Kameranın karşısında kendini gereğinden fazla kontrol edip etmediğini fark et. Seni rahatsız eden ama aslında seni farklılaştırabilecek noktaları gözlemle.
Ve en önemlisi buna zaman tanı.
Çünkü kendi tarzını bulmak bir hedefe ulaşıp tamamlayacağın bir süreç değil. Her video seni biraz daha kendine yaklaştırıyor.
Taklit dönemi utanılacak bir şey değil. Herkes bir yerden etkilenerek başlıyor. Önemli olan o kişinin gölgesinde kalmamak. Zaman içerisinde kendi cümlelerini, kendi ritmini ve kendi bakış açını ortaya koymaya başladığında içeriklerin de değişiyor.
Bir noktadan sonra izleyici artık seni başka birine benzetmek yerine doğrudan senin tarzın üzerinden tanımaya başlıyor.
Bence içerik üreticiliğinde kalıcı olmanın en önemli taraflarından biri de bu. İnsanların sadece ne anlattığını değil, sen anlattığın için dinlemek istemesi.